KÖŞE YAZARLARI

Hacı Hürrem Yokuşu ve Küfeciler

Fethiye Caddesi’nden yukarıya doğru çıkarsanız az ilerideyol ikiye ayrılır;
sağ taraftan giden yol Şeftali Bayırı’na çıkar, sol taraftan giderseniz biraz ileride sizi Zıbıncı Mescidi karşılar.
Zıbıncı Mescidinden Hacı Ayvaz Mescidi ’ne kadar oldukça dik bir yokuş vardır.
Bu yokuşun adı Hacı Hürrem Yokuşudur.

Ben bu yokuşun 15 numaralı evinde 15 Ağustos günü dünyaya gelmişim.
6-7 yaşlarına kadar babaannemin evinden, çocukça bakışlarla baktığım bugün hembenim için hem de yaşadığım o günlerde İzmit’in sosyal yaşamında yeri olan yokuşunçocukları olarak çok normal karşıladığımız bir olayı ve o olayın kahramanlarınıbugün rahmetli olmuş mahalle komşularımı anlatmak istiyorum.
Bu anlatımımda o günkü İzmit’in sosyal yaşamını ve komşularımın birbirlerineolan sıcacık saygısını hissedeceksiniz.

Hacı Hürrem Yokuşu’nda bahçeli evlerinde oturan, ekmeğini taştan çıkaran insanlar;
amcalarımız, babalarımız…
Akşam iş dönüşü hepsi, şu anda bir bira-pub olarak hizmet veren CumhuriyetParkı karşısındaki Tokuş’un Meyhanesine giderlerdi.
Herkes gidip efkar dağıtacak ama meyhaneye girmeden kapıda onları bekleyenküfecilere, çıkışta kendilerini yokuştaki evlerine çıkartması için peşin olarakyol paralarını öderlerdi.
Küfeciler de kimleri nereye götüreceklerini bilirlerdi.
Meyhane çıkışı herkes sırayla küfe içinde yokuşa yollanırken, yokuşun üsttaraflarında biz çocuklar kayalık alanda gelenleri beklerdik. 
Yokuş o zamanlar taş döşeli dar bir yoldu, arabalar çıkmazdı.
Zıbıncı Mescidi önünde bir lamba vardı, yolun geri kalanı ise karanlıktı. Küfecilerbu yokuşu çok iyi bilirlerdi.

Zıbıncı Mescidi önünde uzaktan ilk küfeciyi görünce hementahminde bulunurduk.  Babamı hiç küfedegörmedim, ama Zeki Amcam her akşam küfe içinde gelirdi.
Babam, “Yine mi küfeyle geldin?” diyekınardı.

Babaannem ise (Nur içinde yatsın) “Sende küfeyle gelmedin ama küfelik geldin” diye tepkisinigösterirdi. Aile reislerinin hepsinin gelişi çok farklı olurdu..
Zeki amcam küfreder ama dili dolandığı için hiçbir şey anlaşılmazdı.
Bir tek kişi dışında hiç kimse küfenin içinde rahat durmazdı; o kişi iseSelahattin Taştekin amcamızdı.

Kapı komşumuzdu Selahattin Amca. Fötr şapkasını hiç çıkarmazdı, küfe içinde onubu şapkasından tanırdık.
Zannediyorum SEKA’da muhasebe şefi idi. Onun getirilişi çok sessiz olurdu.
Bir tek bizlerin yanından geçerken şapkasını hafifçe kaldırır,
“Küçük beyler iyi akşamlar olsun..” derdi.
Onun kardeşi Necati Taştekin amcamız bizlerin yanından geçerken Küfeci Naciamcaya,
“Dur, çocukları öpeceğim” derdi.
Kimin babası geldiyse çocuklar küfeciyi takip eder onunla evlerine giderdi.
En şaşalı gelen Ahmet Tanaydın amcamızdı;, Namı değer Bıdık Ahmet.
Ahmet Amcamız Kapanönü’nde kasaplık yapardı. O zamanlar gırtlak takımıçıkartılır, işe yarayanlar satılır, geriye gırtlak ve akciğer kalırdı.
Akşama kadar dükkanda kalan bu gırtlak ve akciğerleri alır, Tokuş’unmeyhanesinin dışına yüksekçe bir yere astırır, meyhaneye öyle girerdi.
Ahmet Amca meyhaneden çıkıp küfeye alınana kadar dışarıda asılı olanlarınetrafında bir kedi köpek ordusu toplanırdı.
Ahmet Amca yola çıkınca bu orduda onu takip eder, geçtiği yollarda yolunugözleyenler de bu orduya katılırdı.
Ahmet Amcanın gelişini Zıbıncı Mescidinin ışığına geldiğinde bu orduyla tanırdık.
Ahmet Amca diğerleri gibi sarhoş olmaz, çocuk parkından yokuşa kadar devamlı buhayvanlara et keserdi.
Onu tanıyan Küfeci Naci Amca bizim evin önünden geçerken, “Rahat dur boynumu keseceksin” derdi.
O kedilerin ve köpeklerin kuyruklarının dik bir şekilde kortejde yürümelerinino günlerde ne anlama geldiğini bilmiyordum.
Ahmet Amca şimdi bu nedenle belki de cennetin en güzel yerinde duruyordur.
Küfecilerin işleri bittiğinde herkes evlerine çekilirdi.
Sabah olunca tekrar aynı günkü gibi rutin hayat başlardı.
Biz çocuklar herkesin babasının küfelerle yokuşa çıkarılmasını çok normal birşey olarak görürdük.
Ertesi gün eğer günlerden Perşembe ise küfeciler akşam eşlerini taşıdıklarıküfelerle hanımların Pazar alışverişlerini yokuşa çıkarırlardı.
Akşam küfeyle taşınırken küfeye bir şey yapıyorlar mıydı bakın orasını hiçbilmiyorum.
Mahalle kültürü bunu kamufle etmeyi sağlıyordu..

Haftaya bu konuya devamedeceğim ama düşüncelerini paylaşmak isteyen dostlar varsa bana ulaşmalarınırica ederim. 

YORUM EKLE

Güvenlik Kodu

YORUMLAR

Ahmet yilmaz

14 Ağustos 2017 Pazartesi 00:44

E hadi yaz gari 2. Bölümü

Yüksel Demir

04 Ağustos 2017 Cuma 18:54

Bir çırpıda okudum köşenizi. Emin olunuz etkilendigim çok nadir yazilanlardandi. Haftayı sabirsizlikla bekleyecegim. Okumak ümidiyle.

Nagehan çelik

01 Ağustos 2017 Salı 16:40

Okuduğum en muhteşem anı...kalemine yureginize saglik

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR